Yetişkinler için Medya Okuryazarlığı

0
422

Medya eğitimi sürecinde okulun yeri doldurulamaz, ancak hiçbir şekilde tek başına değildir. Akılda aynı amaç olduğu sürece daha fazlası aile içinde, dini kurumlarda ya da şehirdeki medya kütüphanesinde daha fazlası yapılabilir. Temel fikir televizyonun ve diğer medyaların yararlı birer görüşme ve inceleme konusu olduğudur. Bu onların pek çok evin içinde ve bir çok hayatta kapladığı yerin kabulünü ve insanların, özellikle de çocukların bu konuda söyleyecekleri bir şey olduğuna işaret eder.

Son bir kaç on yıldır geçirmiş olduğu büyük değişimlere rağmen, aile, toplumun “temel unsuru” olduğu kadar kaynağı olmaya da devam etmektedir.

Çok büyük oranlarda, insanların pek çoğunun doğup büyüdüğü, ilk şevkatli ve sevgi dolu bakımı aldığı ve kendilerinden farklı insanlarla birlikte yaşamayı öğrendikleri yerler aile yuvalarıdır. Dinlemeyi ve konuşmayı ve bu şekilde ne düşündüklerini ve nasıl hissettiklerini söylemeyi öğrendikleri yer de orasıdır.

Böyle bir duygusallık, ilişkiler ve başlangıç temeliyle her birimiz bizi saran dünyayla irtibat kurarız ve onun hem bir ürünü hem de aktif bir parçası olduğumuzun farkına varırız. Bazı araştırmalar cevap verenler tarafından kabul edilen değerlerin en başında ailenin en önemlisi ya da en önemlilerinden birisi olduğunu ve büyük çoğunluğun bir çocuğun mutlu bir çocukluk dönemi geçirebilmesi için hem anneye hem de babaya ihtiyacı olduğunu düşündüklerini ortaya koymuştur.

Büyük değişimlerle geçmiş yıllar boyunca temelleri sarsılmış olmasına rağmen, sadece bu gibi basit ve temel tecrübe nedeniyle hiç şüphesiz ki aile çeşitli ve çelişkili söylemlere konu olmuştur. Bazıları, tek çeşitli ve değişmez yaparak, böylece de mistikleştirilmiş bir gerçekliğe dönüştürerek aileyi savunmayı amaçlar. Diğerleri de, sözde daha gelişmiş bir toplum adına onun cansızlaştırılmasını hayal etmişlerdir ya da hala hayal etmektedirler. Sosyal değişimin hem ifadesi hem de faktörü olarak aile kurumu, varlığı ve gelişiminin somut formlarında çoğul bir gerçeklik olduğunu ortaya koymuştur.

Aile kurumunda meydana gelmiş olan ya da halen devam etmekte olan değişimleri kavramak için genellikle aşağıdakiler gibi çeşitli faktörler ileri sürülür:

  • Şehirleşme ve şehre ait yaşam tarzını yaygınlaşması,
  • Otoriter rejimlerden demokratik rejimlere geçiş,
  • Emek pazarına kadınların artan girişi,
  • Erkek ve kadınların hak ve görevleriyle alakalı eşitlikçi düşüncenin yaygınlaşması,
  • Doğum kontrol yöntemlerinin yaygın elde edilebilmelerine bağlı olarak cinsel ilişkilerin ve üremenin dağılması.

Bu sebeple, aileyi etkileyen değişimlerin şunların kesişmesiyle ortaya çıktığı söylenebilir:

  • Kültürel faktörler (feminist hareketler, ayrılmanın ve boşanmanın daha büyük oranda kabul görmesi),
  • Politik ve ekonomik faktörler (profesyonelleşme, aile politikalarının uygulanması),
  • Tıbbi – bilimsel fatörler (ana çocuk sağlığı programları, doğum kontrol haplarının geniş oranda ulaşılabilir olması),
  • Teknolojik faktörler (ulaşım, ev içi elektrikli aletler v.b).

Bazı sonuçlar olaylar içinde şu şekillerde yanıtılmıştır:

  • Doğum oranlarında keskin bir düşüş;
  • Bebek ölümlerinde çok büyük bir azalma;
  • Çocuk ve geniş aile sayısında belirgin bir azalma;
  • Boşanma ve evlilik dışı doğan çocuk sayısında önemli artış.

Bu eğilimlere aşağıdaki faktörlerin de eklenmesi şarttır:

  • Toplumda büyüyen okul eğitimi,
  • Cahilliğin aşamalı azalması ve uygun yaş aralığındaki insanların, özellikle kadınların, daha ileri eğitim kurumlarına devamlarındaki belirgin artış,
  • Köylerden ve kırsal kesimden aşamalı ancak sürekli göç ve bunlarla alakalı ilişkilerden kopuş,
  • Şehir çevresine yeni imkanlar ihtimaliyle artan toplanma (istihdam söz konusu olduğunda) ancak gerçek anlamda daha iyi yaşam şartlarının olmaması.

Tüm bu unsurlar aslında geçen yıllar içinde yaşanan değişimlerin, daha çok her farklı ülkenin ya da bölgenin kültürlerinin, geleneklerinin ve kaynaklarının birbirlerinden oldukça farklı olmaları nedeniyle tam boyutunu kapsamaz. Ancak bu gibi ögeler bizim aile yaşamının artık içinde var olduğu durumların ve içeriklerin çoğulluğuna inanmamıza imkan sağlar.

Aile yaşamı hem dahili hem de harici faktörlerle şekillenir.

  • İstihdam (ya da eksikliği) kesinlikle bunlardan biridir ve daha fazla ya da az istikrar, daha fazla ya da az dereceli tatmin ve öğrenme ile karekterize olmuştur.
  • Evlerin özellikleri ve bulunduğu yer diğerleridir. Bunlar, sosyal ve kültürel araçlara erişim olduğu kadar çocuklarla uzun ve kaliteli bir ilişkide çok tahammül sahibi olmak gibi, günlük hayatın rutinlerinin bir çoğunu ve yaşam kalitesinin kesin özelliklerini belirlerler. Örneğin, büyük bir şehrin varoşlarında yaşayan ve işe gitmek için günlük en az bir iki saat, eve gelmek için de bir o kadar zaman harcayan, çocuklarını eğitim kurumlarına ya da akrabalarının evlerine bırakan bir aile kendilerini, çalıştıkları bölgede yaşayan bir ailenin içinde bulunduğu durumdan çok farklı bir durumda bulurlar.
  • Günlük hayatın ritmi ve talepleri bazı zamanlarda çok stresli olabilir, aile bireyleri hala yapacak bir sürü şey varken eve yorgun gelirler.
  • Bu bağlamda, kadınların ev işlerinde ve çocukların bakımında eşit paylaşım taleplerinin, en azından bazı sosyal ve kültürel çevrelerde belirli gelişmeler kaydetmiş olmasına rağmen, uygulamaya geçmekten çok uzak olduğunun altını çizelim. Kadınlar meslek sahibi olduklarında, bazen görünmeyen doğası nedeniyle ev işlerinin takdir edilmediği bir sosyal çerçeve içinde iki kez kurban edilmektedirler. Bu bağlamda resmi istatistik kuruluşlarından elde edilen veriler çoğu zaman, ortalamanın cinsiyet dağılımı asimetrisini gizlemesinden dolayı yanıltıcı olmaktadır. Ev işleri ve ailenin bakımı söz konusu olayın bir örneğidir.

Gerçekte ise, zaman, modern aileler arasında giderek daha zor bulunan bir öğe haline gelmektedir. Nitekim iş hayatı zamanlarının pek çoğunu almaktadır, ya da ev yaşamı adanma gerektirmektedir, çocuklarla gerçekten ilgilenmek yerine onları televizyonun ya da bilgisayar oyunu konsolunun önüne oturtmak daha kolaydır. Güçsüzlük ya da suçluluk hissi çocuklarıyla kısa zaman geçirdikleri için bir çok ebeveyni oyuncaklar almaya ya da para vermeye itmektedir.

ÇOCUKLAR, SORUNLU BİR KATEGORİ

Batı dünyası tarihinde, çocuklar zaman içinde çeşitli ifadelerle bilinen tutum ve davranışların hedefi olmuşlardır. Yeni doğanların terk edildiği uygulamalarını, çocuklarının kendileri adına bakılması ve büyütülmesi için başkalarına verilme uygulamalarını biliyorduk. Bu eski zamanlarda çocuklara yeteri kadar sevgi, bakım ve ilgi verilmediği anlamına gelmez. Olan, sayılarına ve oldukça yüksek ölüm oranlarına bağlı olarak onların her birisi ve yaşam içindeki seyahatleri için yapılan yatırımın yirminci yüzyılda sahip olduğu öneme o zaman sahip olmamasıdır.

Günümüzde “çocukluk” olarak adlandırdığımız, uzun bir dönem olarak çoğu okul çağı ve bir şeyler öğrenmeyle geçen zaman, ancak bir kaç yüzyıl öncesine kadar uzanıyor görünmektedir. Eski zamanlarda, büluğ çağına geldiklerinde ve biraz dil ve fiziksel yeteneği bağımsızlığı kazandıklarında, çocuklar aşamalı olarak dünyaya ve yetişkinlerin görevlerine entegre ediliyorlardı. Çocukluk döneminin belirli bir sosyal kategori yapılmasına en büyük katlı yapan kurum okul ve onun aşamalı olarak, ilk başta hali vakti yerinde olanlar, daha sonra da sıradan insanlar arasında yaygınlaşmasıdır. bilgi ve sosyal yükümlülükler ve işlevler büyüdükçe, okuma, yazma, dil bilgisi ve aritmetikte beceri kazanmak için gerekli süre de arttı. Bu da hazırlık süresinin bu günkü şeklini alana kadar gitgide artırdı. Pek çok ülke, ister ücretli ister ücretsiz, belli bir yaştan önce çocukların çalıştırılmasını, en azından o yaşa kadar okulda olacaklarını varsayarak, kabul etmez (belirtilen standard çoğunlukla 16’dır). Onların çalışmalarının okul olduğu söylenebilir.

ÇOCUKLUĞUN YETERSİZ KAVRAMLAŞTIRILMIŞ FİKİRLERİ VE ONUN OLASI İMKANLARI

Çocukların ve onların yetişkin yaşama ve tam vatandaşlığa doğru gelişimleri üzerinde düşünmek ve anlamanın yolu çok çeşitli olmuştur ve oldukça farklı fikirlerin hedefi olmaya devam etmektedir. Çocukları, ilk önce ailelerin ve sonra büyük oranda toplumun aşamalı olarak bilgi, değerler, davranışlar ve duygularını sergileyecekleri boş bir sayfa ya da yazı levhası olarak görenler vardır. Önemli derecede yenilikçi ve pasif bir tutumla, bireyler böylece bağımsız olmak için yetenekler ve araçlar edineceklerdir.

Oldukça farklı bir bakış açısı da, büyüklerin önemli ve kesin rollerini reddetmezken, çocukların çevrelerindeki dünyayı ve başkalarının dünyalarını keşfetme sürecinde kendilerinin ele aldığı ya da alması gerektiği aktif rolü vurgular. Ve aynı zamanda eğitimde çocukların hali hazırda sahip oldukları kabiliyetleri kabul etmenin ve ödüllendirmenin önemini de vurgular.

Birincisinde, birey esasen toplumun bir ürünü olarak kabul edilir, yani, temelde aranan bireyde (hala) eksik olan şeydir. İkincisinde, birey sadece bir ürün olarak kabul edilmez, aynı zamanda bir üretici olarak görülür, diğer bir ifadeyle, odak, bireyin (halihazırda) ne olduğu ya da (halihazırda) ne olabileceğidir.

Herşeyin ötesinde, tüm bunlar, aynı gerçekliği görmenin iki tamamlayıcı şeklidir: bir yerde yarısı su dolu bir bardak gibidir, kimisi onu yarı dolu olarak kabul eder, diğerleri de yarısı da yarısı boş. Ancak, görüşlerden birisi ya da diğerleri, eğer sadece görüşlerden biri ya da diğeri kabul edilecek olursa, eğitimde ve sosyalleşmede yönlendirme açısından farklı sonuçlara sahip olabilir. Diğerlerini bir yana koyarsak: eğer ben çocukları yetersiz  ya da eksik görürsem, içinde bebeklerin dünyasına taşınmaları şart olan bir çeşit kültürel programlamanın yattığı bir yer olan sosyalleşme sürecinin merkezine yetişkinleri yerleştirme eğiliminde olacağım. Tersi durumda, eğer ben çocukları kendi seviyelerinde ve kendi yollarında (göreceli ve ilerleyen) yeterli kabul edersem, (aynen yetişkinlerin rollerinde olduğu gibi) benzeri yeteneklerin varlığını arayıp geliştireceğim ve bunları gençlerin yalnızca almadıklarına aynı zamanda verdiklerine emin bir şekilde yapacağım.

Son bir kaç on yılda yapılan çok büyük sayıdaki çalışma serileri çocukların yaşamında ve gelişmesinde arkadaş ve meslektaş çevresi ile komşu gruplarının önemine dikkat çekmiştir. Bu ortamlardaki kurulan değiş tokuş ve ilişkiler, oluşturulan dayanışma ve rekabet, rollerin paylaşımı ve meydana çıkan liderlik kavramı böyle zaman ve zeminleri kendilerini ve etraflarındaki dünyayı keşfetmeleri için hayati önemde boyutlar haline getirir. Bunlar, yetişkinlerin proje ve programlarından olabildiğince bağımsız, içinde hayal dünyaların, ilişki yeteneklerini, arkadaşlık ve dayanışmalarını geliştirebilecekleri, çocukların kendileri tarafından oluşturulan ve geniş çapta inşa edilen içerik ve imkanlardır. Bu gibi çevrelerin ve imkanların önemini kabul etmekle birlikte, gerçek şudur ki, pek çok ailenin ev şartları, pek çok ebeveynin kabiliyetleri ve yaşam tempoları ve politik temsilcilerin çocukların güvenli olarak kendi başlarına bırakılabilecekleri zaman ve zeminin geliştirilmesine karşı vizyon ve duyarlılık dan yoksun olmaları belli bir sayıdaki çocuğun hayatlarının ya aşırı programlanmasına ya da kabul edilemez ihmal ve yalnızlığa itilmelerine neden olmaktadır.

Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında onaylanan, ve onaylanan ülkelerin hepsinde (Amerika Birleşik Devletleri ve Somali hariç hepsinde) kanun olan, Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi metnine baktığımızda burada üç çeşit hakkın teklif edildiğini ve oluşturulduğunu görürüz:

  • İnsanların onlara zarar vermelerini önlemek için koruma hakları,
  • Onlara sahip olamadıklarını temin etmek için temin hakları,
  • Çocukların onları doğrudan ilgilendiren konularda kendi görüşlerini seslendirmelerinin istendiği ve teşvik edildiği katılım hakları.

Dünyada çocukluğu etkileyen oldukça büyük problemlere rağmen, ilk iki sırada yer alan haklar bağlamındaki sağlanmış olan ve halen sağlanmaya devam edilen muazzam ilerlemenin kabul edilmesi gerekir. Ancak, bu çocukların ne yoksulluk ve savaşlardan en çok etkilenen sosyal grup olmalarını ne de onlara karşı yeni istismar ve şiddet formlarının (buradaki hususlar seks turizmiyle bağlantılı çocuk fuhşu çeteleri, HIV / AIDS bulaşmış çocukların oranı, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, büyük şehirlerdeki sokak çocuklarının artan sayısı) ortaya çıkmasını engellemez. Bizi de katılım hakları konusundaki mevcut olan büyük eksiklikleri kabul etmekten alıkoyamaz (bakınız Sözleşmenin 12, 13 ve 17. maddeleri).

İlk ve öncelikli olarak aileye ve okula yönlendirilen, bu yeni ve tüm bir eylem planı gerektiren üçüncü haklar grubu, pek çok eğitimci tarafından paylaşılan bir kaygıdır, ancak, yaygın bir hassasiyet olmanın uzağındadır. Vurguyu çocukların hakları üzerine yaparak, “politik açıdan doğru bir söylem” riski taşıyoruz. Genç kuşakların dünyalarını ve haklarının tanınmasının bizi, yetişkini, sadece bir diğer çocuk olan, bir yetişkin gibi davranmayan bir emsal yapan belli bir tip “demagojik” arkadaşlık için iletişimde yakınlık ve çaba yanlışına yöneltebileceği doğrudur.

1960’lardan günümüze eğitimin baskın kavramları derinlemesine analiz gerektirir. Ancak, yetişkinliğin küçük çocukların vakarlarıyla olduğu kadar kendi yerleri ve sesleriyle de uyuşmayacağını belirtmek önemlidir. Bunun yanında, tecrübeler bizi ortaya çıkaran insanların, biz küçükken kendilerini bize emsal yapan insanlar olmadıklarını, ancak daha çok bizim ufuklarımızı açan, sınırlarımız ve kabiliyetlerimiz dahilinde, yeni dünyalara açılmamıza ve kendimizi keşfetmemize yardım eden insanlar olduğunu göstermektedir. Bugünlerde çocukların en ciddi sorunu, onların çocuk olmak için ne zaman ne de şartlara sahip olamamaları gibi görünmektedir.

Çok sayıda çocuğun günlük yaşam temposu sanki onlar büyük bir firmanın üst düzey yöneticileriymiş gibidir. Çoğu oldukça erken kalkar, okula gitmek için uzun bir yol kat eder, derse girer, öğle yemeğini ve ikindi kahvaltısını yedikten sonra, yabancı dil çalışırlar, biraz spor yaparlar ve bütün bunlar toparlanıp ödevlerini yapmaları için eve götürüldükleri, bazen 5’e ya da 8’e kadar uzayabilen sıkı sıkıya planlanmış bir zaman çizelgesi içindedir. Kesinlikle bu tanımlama, her halukârda, ebeveynlerin pek çok aile için bir sorusal haline gelmiş bir problemin çözümü için çabalarını ortaya koyar: okul zaman çizelgesi ile çalışma saatleri arasındaki büyük uyum eksikliği. Bu senaryoda, çocuklar asla boş bırakılmazlar ve  ileride çok önemli olabilecekleri kanıtlanmış, okul eğitimlerinde mecburi olan faaliyetlere katılırlar. Ancak zamanlarını nasıl programlayacaklarını, yeni çıkan oyunların ve doğayla programlanmamış bir irtibatın keyfini bilmezler.

Çoğu zaman, kendi yiyeceği yemeklerin ve okula gidiş zamanlarının sorumluluğunu taşıyan ve evin içinde ve/veya dışında kimi zaman oldukça ağır ve talepkar olabilen ev işlerinin emanet edildiği, evde yalnız kalan, ya da daha büyük bir kardeşin gözetiminde olan, ya da bir komşunun uzaktan gözetimi altında olan çocular için çok farklı bir resim söz konusudur. Bu içeriklerde, her ne kadar sorumluluğun büyük bir bölümünün çocuk tarafından dengelenmiş olmasına rağmen, bunun yanında, oyun zamanları dahil, zamanın büyük oranda çocuğa göre ve çoğunlukla da kendi tarafından planlanıyor olmasına rağmen oldukça dar bir yaşam ufkuna hapsedilmeyi öğrenme dezavantajı vardır.

Tabii ki bu özelliklerden bazıları çocuğun yaşına ve diğer etkili yetişkinlerle olan ilişkilerinin yoğunluğuna bağlı olarak değişen önemler yüklenirler (büyükanne ve büyükbabalar, yakın komşular v.b) ancak çocukların büyük çoğunluğunun da yetişkinlerin dünyasının imkansızlıklarının, eşitsizliklerinin ve sorumsuzluklarının genelde mağdurları olmakla sonuçlandıkları bir gerçektir.

EBEVEYNLERİN (KENDİLERİNİ) EĞİTİMİ

Genellikle, nasıl ana baba olunacağını öğretenler dışında her şeyin bir kursu olduğu söylenir. Hayat okulu muhtemel okullar arasında en üstteki yerini korumaya devam eder, ancak, bu insanları tecrübelerini ve endişelerini paylaşmak için olduğu kadar bugünlerde çocuklarının eğitimi konusunda karşılaştıkları meselelere aklı başında çareler bulmak için zaman ve zemin aramalarından vazgeçiremez.

Çoğu zaman televizyonla ilişkilendirilen sorunlar insanların, ebeveyn dernekleri, aile hareketleri ya da farklı doğalardaki eğitim grupları ya da insanların benzer sorunlarını paylaştıkları özel inisiyatifler gibi halihazırdaki mevcut yapılarda bir araya gelmesi için mükemmel bir şans yaratabilir.

Eğer günlük yaşamın zorlukların bir kısmı: nasıl ve ne kadar zaman televizyon seyretmekle, bu aletin çoğu zaman aile içindeki sorunların bir parçası ya da kaynağı olmasıyla, bu sorunların ailelerin çoğunluğu tarafından paylaşılmasıyla ilgili sorunlar karşısında nasıl davranacağını bilmemekten kaynaklanıyorsa, bu husus neden buluşmak ve eğitim için bir başlangıç noktası olmasın ki? Bunun yanında, televizyon sadece problemlerin ve kederlerin kaynağı değil, aynı zamanda eğlenmenin, öğrenmenin, araştırmanın da bir kaynağıdır. Televizyon tecrübesini çoklu boyutlarıyla ele almak önemlidir.

Bu el kitabının amacı ebeveynlerin ve bakıcıların çocuklarıyla birlikte geliştirici bir biçimde televizyon ya da diğer medyaları izlemelerine olanak sağlayan imkânlar ve ortamlar oluşturmaktır. Aileler tarafından geliştirilecek farklı faaliyetler önerir ve medyayı gözlemlemek, daha iyi anlamak ve mümkün ya da gerekli olduğu hallerde, ayrıntılarına müdahale etmek ve katılmak için bazı araçlar sunar. Bu anlatımlar reçete olarak değil, bağımsız ve yenilikçi patikaların teklifleri olarak kabul edilmelidirler.

Kaynakça:

(2006) , Editor: Frau-Meigs Divina, “Media Education”, “A Kit for Teachers, Students, Parents and Professionals” UNESCO,  L’exprimeur – Paris

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here