Kız Kardeşin Günahlarının Ağır Bedeli

0
378

11. yüzyıl Viking halklarının en güçlü olduğu dönemdi. Kanunları çok iyi
düzenlenmiş, vahşetleriyle ünlenmişlerdi. Yöneticileri dünyanın en zengin ve en
güçlülerindendi. Bizans İmparatorluğu’nun gurur duyduğu şeylerden biri,
İmparator Varangian’ın muhafızlarının tamamen Rusya’dan ve
İskandinavya’dan gelme Vikinglerden oluşmasıydı. Vikingler gemileriyle
Dublin’den Kiev’e kadar yelken açarlardı.
Ama şaşırtıcı bir şekilde, Amerika kıtasına yerleşmediler. Hem de Avrupalılar
arasında yerleşme olanağına ilk onlar sahip olmuşken… Vikinglerin toprak
hırsları, neredeyse altına duydukları kadardı. Nova Scotia kıyılarındaki yemyeşil
‘Vinland’ harika bir ödül olacaktı onlar için. Ayrıca Vikinglerin yerleştiği
İzlanda’dan ve Grönland’dan daha iyi bir iklimi vardı. Toprağı verimsiz, havanın
hep kasvetli olduğu anavatanları Norveç’ten de iyiydi. Yerlilerin karşı koyması
yerleşmelerine bir engel teşkil etmedi.
Amerika’ya yerleşen Avrupalı göçmenlerin yerlilere karşı sahip oldukları tüfek
gibi teknolojik üstünlükleri olmasa da zırhları ve çelik silahları yetmişti. Hem de
pek uzak değildi. Grönland’dan Amerika kıyısına gitmek, Norveç’ten İzlanda’ya
ya da İzlanda’dan Grönland’a gitmenin yarısı kadardı. Bugün bile Nova Scotia’da
durursanız, ufukta yüksek Grönland zirvelerinin gölgesini görebilirsiniz. Öyleyse
Avrupa’nın en yayılmacı, en dinamik insanlarından olan Vikingler yağmaya
böylesine hazır bu kıtayı neden tercih etmediler?
Bunun yanıtı, Viking tarihinin en ünlü iki adamının karanlık geçmişlerinde
yatıyor. Birisi Kızıl Eric, ya da nam-ı diğer Kanlı Eric; diğeri de oğullarından Leif
Ericson’du.
Vikingler, tecavüz ve çapulculukta kötü bir üne sahip olsalar da, Kızıl Eric onlar
için bile çok vahşiydi. Norveç’te ufak bir kavga sonucunda silahsız bir
komşusunu öldürdüğü için önce Norveç’ten İzlanda’ya sürgüne gönderildi. Orada
oğlu Leif doğdu. İzlanda’ya yerleştikten sonra yeni bir kavgaya tutuştu ve orada
uzun süredir yaşayanlardan birini öldürdü. O sıralar onu sürgüne gönderecek
başka bir yer olmadığı için, Eric’e birkaç komşusunun olduğu İzlanda’nın batı
kesimine yerleşmesi emredildi. Bu da bir işe yaramadı.
982 yılında Eric yeniden kavga sonucunda birisini öldürmesiyle ‘Kanlı’ lakabıyla
anılmaya başladı. Böylece Eric İzlanda’dan da uzaklaştırıldı. Ama katil aynı
zamanda insanları etkilemesini de biliyordu. Etrafına bir grup memnuniyetsiz,
sıkılmış Viking’i topladı. Uzun yola dayanaklı gemiler inşa ettiler ve batıya doğru
yelken açtılar.
Eric ve arkadaşları, kara görene kadar beş yüz mil yol aldılar. Eric, yeşil ülke
anlamına gelen Grönland adını, buzla kaplı bölgeye yeni insan çekmek için
koymuştu. Eric ve arkadaşları İzlanda’ya geri döndüler ve orada bir koloni kurmak üzere birkaç yüz Vikingli aileyi ikna ettiler. Hava kötü, toprak kayalık
olmasına rağmen burada yaşayan başka kimsenin olmaması her şeyi katlanılır
kılıyordu. Böylece Eric’in bilfiil komutası altında belki de beş yüz kişiden oluşan
bir koloni Grönland’e yerleşti.
1001 yılında, o zamanlar bütün Vikingleri çeken gezi tutkusu Eric’in oğlu Leif in
de kanına girdi. Ama gitmek için kesin bir hedef belirlemişti. Çeşitli belirtilere ve
söylenenlere göre daha batıda başka bir ada daha vardı. Babası hala Grönland’ın
yöneticisiydi ve bu da Leif’in gemisine adam toplayarak, bu adayı keşfetmek
üzere yelken açmasına olanak verdi. Şaşırtıcı bir şekilde kısa süren bir
yolculuktan sonra Nova Scotia’nın kıyısına vardılar. Babası gibi, Leif de iyi bir
ismin insanları çekeceğini bildiğinden buraya Vinland adını verdi.
Vinland’ın anlamının üzümle pek bir ilgisi yoktu, doğru tercümesi “bereketli” ya
da “dostane” ülke olabilir. Sonra, artık bin beş yüz kişilik kalabalık bir topluluğa
sahip Grönland’a döndü. Babası gibi o da Vinland’ın keşfini duyurmak,
yerleşecek insan çekmek ve babasının Grönland’da yaptıklarını yapmak
istiyordu.
Ama kader buna izin vermedi. Kızıl Eric tahtını Leif’e bırakarak öldü.
Anladığımız kadarıyla Grönland’ı iyi yönetmiş ve liderliği zamanında koloni
genişlemişti. Ama Leif, yönetiminin ilk birkaç yılında ülkesiyle ilgilenmekten
Vinland’a hiç vakit ayıramadı. Bu yüzden Vinland’la ilgilenme görevini kız
kardeşi, Freydis’e verdi.
Freydis’in araştırma gezileri sonucunda ilk kez Vikingler ve Amerika yerlileri
birbirleriyle karşılaşmış oldu. Vikingler taş ev yapmaya başladıklarında kalmaya
karar verdikleri anlaşılınca, yerliler çevrelerinde küçük bir kontrol halkası
oluşturdular. Bir araya geldiler ve elli kadar Vikingi gemisini geri püskürttüler.
Vikingler kaybetmiş olsa da Freydis bu kaybedilen çatışmada bile bir kahraman
olmuştu. Geri dönüp yerlilerin üstüne vahşi bir şekilde saldırarak, gemiler
güvenle yola çıkana kadar geri çekilmelerini sağlamıştı.
Freydis, birkaç yıl sonra daha büyük bir grupla geri döndü. Bu sefer daha iyi
silahlanmışlardı, sayıca daha fazlaydılar. Ama koloninin kaderi çoktan kötü
çizilmiş gibiydi. Freydis’in gemisi karaya ilk çıkanlardan değildi. Freydis
geldiğinde, sahiplenmeyi düşündüğü eve daha önce gelen iki erkek kardeş ve
ailelerinin yerleştiğini gördü.
Babası, Kanlı Eric’in geleneğini sürdüren Freydis bunu kabullenemedi. Her iki
kardeşi birden öldürdüğünde kimse araya girme gereğini duymadı. Ama
karılarının ve çocuklarının da öldürülmelerini emrettiğinde kimse bunu yapmaya
yanaşmadı. Öfkeden deliye dönen Freydis, eline bir savaş baltası aldı ve bu işi de
kendi halletti.
O yıl sömürgeciler kışı geçirmek için Grönland’a döndüler. İki ailenin katlinin
duyulmaması için çaba harcandı ama birileri yine de konuştu. Bu, Leif’i çok zor
bir duruma soktu. Kız kardeşi nedensiz yere, Leif’in korumakla sorumlu olduğu
kadınları ve çocukları öldürmüştü. Kurallara göre katili öldürtmesi gerekiyordu,
ama aynı zamanda kendi kız kardeşini ölüme göndermesi Viking kurallarını
çiğnemesi anlamına geliyordu. Sonunda, üzüntüyle ve kendini zorlayarak Leif bir
çözüm buldu, kız kardeşini sürgüne gönderdi ve Vinland’a gidilmesini yasakladı.

Belki de, Vinland’da hiç yerleşim olmazsa, hafızalardan bu kötü anıyı
silebileceğine ve kız kardeşini geri getirebileceğine inanıyordu. Ya da bu
fiyaskodan o kadar hayal kırıklığına uğramıştı ki, katliamın gerçekleştiği yerin
bir daha ne adını duymak, ne de görmek istiyordu.
Böylece yıllar boyunca yasak sürüp gitti. Hatta Leif’in ölümünden sonra kötü
hasatlar, zor kışlar yaşanmasına rağmen koloniyi batıya, Kuzey Amerika’ya
doğru yaymamaları, bunu akıllarına bile getirmediklerini gösteriyor. Bunun
yerine birçok kişi Grönland’da kalmalarının olanaksızlığını anladılar ve tekrar
İzlanda’ya döndüler. Birkaçı kalmaya devam etti, ama iki yüz elli yıl sonra
Grönland, tekrar kıta Avrupasından kimsenin olmadığı bir yere döndü.
Bu arada bütün bu yıllar sırasında, sadece ailede bir katil olduğu için Leif’in
Vinland’a koyduğu yasak saygı gördü. Sonuç olarak, dönemin en dinamik ırkı
Kuzey Amerika’yı işgal etme şansını kaçırmış oldu. Eğer Eric’in oğlu, kız
kardeşinin gözden düşürdüğü topraklara gitmeyi yasaklamasaydı, bugün dünya
ne kadar farklı olurdu?
Ama o zaman, yapılacak en iyi şey gibi görünmüştü.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here