Denge Oluşturalım Derken

0
386

Tirana Ölüm, Yaşasın Yeni İmparator
İÖ 10, Roma

Jul Sezar’ın yönetimi altındaki Roma savaş ganimetleriyle güçlenmiş ve
zenginleşmiş bir imparatorluğun merkeziydi, yüzyıllarca önce Roma’nın soylu
ailelerinin yaşadıkları ve hatta üzerinde tarım yaptıkları toprakları, şimdi
zengin Romalı senatörler köle çalıştırarak işletiyorlardı. İmparatorluğun özgür
vatandaşları yoksullaşıyordu. Ne çiftlikleri onların verimli topraklarıyla, ne de
güçleri köle fabrikalarının üretimiyle boy ölçüşebilecek durumdaydı.
Roma şehrinde yaşayanların sayısı birkaç bin kişiden iki milyonun üstüne
çıkmıştı. Bu kadar insanı beslemek şimdiden hazineye ve tüccar denizcilere zor
geliyordu. Şehir halkını beslemek için gereken tahıl, Mısır’ı ve bugün Balkanlar
diye bilinen Romalıların Panoria adını verdikleri bölgeyi fethetmelerinin önemli
bir nedeniydi. Her iki bölgede de tahıl bol miktarda vardı. Nüfusu artan, aç
Roma kendisini yönetenlerden çok şey bekliyordu.
Bütün hükümetlerde olduğu gibi bürokrasi kendi kendine varolmaya başlamıştı.
Rüşvet yeme toplumun her kesiminde almış başını gidiyordu. Genellikle rüşvet,
alınmamasını kontrol etmekle görevli zengin senatör aileleri tarafından
destekleniyor ve korunuyordu. Lejyonlar az sayıda İtalyan, daha çok da yeni
fethedilmiş ülkelerin vatandaşlarının egemenliğindeydi.
Ortalıkta huzursuzluk hakimdi; itfaiyecilik bile bir sorundu. Roma genellikle
birkaç katlı tahta evlerden oluşan bir şehirdi. İtfaiyecilik, şehir için çok
önemliydi. Ama aynı hükümet gibi, o da çürümüş bir kurum haline gelmişti.
Geniş alanlar fahiş fiyatlarla özel şirketlere ruhsatlanmıştı.
Bunlar da karşılığında, bir yangın çıktığında evlerini kurtarmak ya da korumaya
çalışmak için her bir ev sahibiyle anlaşmaya başladılar. Çoğunlukla bu şirketler
ev tam yanarken geliyorlar ve yangını söndürmeye çalışırken ek bir para talep
ediyorlardı.
Politikacılar da intizamsız ve kuralsız ortamda siyasi katillere dönüşmüşlerdi.
Özel çeteleri, hizipler ellerinde tutuyorlardı. Hatta ordu bile bağımsız hareket
ediyordu. Senato, orduyu kontrol altında tutmak için çoktan bir yasa koymuştu.
Buna göre hiçbir kumandan, senatonun izni olmadan Rubicon nehrini aşarak
ordusunu başkente yaklaştıramayacaktı… ki hiçbir zaman da böyle bir izin
verilmedi.
Birkaç general Roma’ya girecekleri tehdidinde bulundular; hatta bir tanesi
ordusunu yasal sınır olan Rubicon nehrinin ilerisine geçirdi. Bu general,
Roma’nın çoğunluğunu oluşturan pleplerin desteğini almış Jul Sezar’dı. Ama
Lepidus gibi diğer liderlerin kendi lejyonları vardı. Mesela Crassus’un emrinde
imparatorluğun zenginliğinin büyük bölümünü ellerinde bulunduran bir grup
adam bulunuyordu.

Önde gelen liderler haricinde, politikacılara yapılan suikastlar çok artmıştı. Bir
zamanlar son sözü söyleme yetkisine sahip olan Senato hızla güç kaybediyordu.
Zengin ailelerin ve önemli işlerin başında olan senatörlerin bir karar vermeleri
gerekiyordu. Daha fazla demokrasi halk tarafından kontrol edilmek demekti.
Pleplerin zengin elit zararına kendi şartlarını iyileştirmek için hareket etmeleri
önlenemezdi. Diğer yandan, Sezar gibi liderlerde güçlü bir temel, zenginlik ve
halkı yönetmek için gerekli yetenek vardı. Bu, bütün yetkilerin bu liderlerden
birine verilmesi demekti. Bu değiş tokuş sayesinde huzur gelecek, bu da
zenginlerin mali ve sosyal pozisyonlarını sağlama alacaktı.
Ya da Senato, birçok üyesinin önerdiği gibi, geleneklerin yanında yer alabilir ve
imparatorluğun kontrolünü elinde tutmaya çalışabilirdi. Ama varolan durum
Senato’nun halktan hiç destek almadığını ve çatışan güçler tarafından yakında
bir kenara atılacağını gösteriyordu.
Böylece senatörler bir araya geldiler ve en az karşı çıkmayı getirecek olan
çözümde karar kıldılar. Jul Sezar zaten birinci konsüldü, eşit konumda olanlar
arasında en önde olandı. Zengin ve soylu bir aileden geliyordu, kendi ordusu
vardı ve geçmişte Galya savaşlarında gücünü kanıtlamıştı. Eğer Senato
imparatorluğu yönetmek için güçlü birisini seçecekse en uygunu oydu. Jul
Sezar’ın başa geçmesi ve huzur ortamı yaratması her şeylerini kaybetmelerinden
daha iyiydi. Jul Sezar’ın hayat boyu birinci konsül seçilmesinin, en azından
kendileri için barış ve refah sağlayacağını düşünüyorlardı.
Böylece, Roma’nın soylu aileleri, bir kriz sırasında değil de, barış zamanında bir
diktatörün başa geçmesi için oy verdiler. Jul Sezar bunun nasıl bir başlangıç
olacağını biliyordu. Bu nedenle üç kez, Roma sisteminin esasını oluşturan
kuralları değiştirmek istemiyormuş izlenimini bırakarak kendisine yapılan
teklifi reddetti. Aslında bu mevkiye gelmek için ne kadar uğraş vermişti.
Sonunda kabul etti ve Senatodaki herkes rahat bir nefes aldı. Sadece birkaç
gelenekçi tüm sisteme ihanet edildiğini düşünüyordu. Bu adamlar 1776’da
Amerika Birleşik Devletleri’nde Sam Adams’ın ve Kurucu Ataların yaptığı gibi
bütün Romalıların haklarından ve Senatonun kutsal yönetme yetkisinden
bahsettiler ve yapılacakları kendi başlarına yapmaya karar verdiler.
Tarihi kaynaklara göre Sezar’ı uyaran herhangi bir kehanet yoktu. Günlerden 15
Mart’tı, kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken yasa taslaklarıyla birlikte Senato
Salonu’na doğru ilerledi. Kısa bir zamanda Jul Sezar Roma İmparatorluğu’nun
her yerinde mutlak güce sahip olmuştu. Sonraki birkaç yıl boyunca da Pompeius
ve diğer askeri tehdit oluşturan rakiplerini tasfiye etti. Barış ve huzur kısa bir
süreliğine geri geldi ama örnek oluşturan bir Senato’nun ortadan kalkmasına ve
Roma İmparatorluk Sistemi’nin kurulmasına mal oldu.
Bundan sonrasında gerçekleşenler ise iyi kaydedildi ve Shakespeare’in yazdığı
oyunla ölümsüzleşti. Gelenekçiler, sorumluluklarını tekrar üstlenmesi için
Senato’ya gözdağı vermek ve Sezar’ın başa geçmesinin verdiği zararları telafi
etmek üzere Birinci Konsülü öldürdüler.
Öyleyse yapılması gereken ve en iyi olduğu düşünülen iki karar vardı ortada;
birincisi, Jul Sezar’ı hayat boyu diktatör olarak atamak, ikincisi de Konsülün hayatına son vererek bu kararı tersine çevirmekti. Birinci kararın başarılı
olabilmesi için Sezar düşmanlarını yenmeli ve gücünü pekiştirmeliydi. Bunun
sonucunda lejyonlar arasında tarihte o zamana kadar görülmemiş çapta bir dizi
savaş oldu. Sezar öldürüldüğünde, düzeni sağlamak için güçlerini devrettikleri
diğer liderlere dönmekten başka çare kalmadı Senato açısından. Sezar’ın
ölümünden sonraki birkaç yıl hemen bir iç savaş ortamı egemen oldu. Önce üçer
liderden oluşan iki grup birbirleriyle savaştı.
Augustus, Anthonius ve Crassus diğerlerini yendikten sonra bu sefer
birbirleriyle savaşmaya başladılar. Heba edilen insan sayısı ve maddi hasar
inanılmaz boyuttaydı. Diğer üç lider de birbirleriyle savaşa başladıklarında iç
savaş daha da derinleşti. Sonunda Augustus Caesar galip geldi ve sonraki bir
yüzyıl boyunca barış hüküm sürdü. Tabii ki imparatorluk da bir kişinin keyfi
yönetimine kaldı. Ama iç savaşların sonuna doğru Roma artık yayılmacı politika
izleyen bir imparatorluk olmaktan çıkmıştı.
Birbiri ardına elde ettikleri zaferler de geçmişte kalmıştı. Zamanla daha az
yetenekli imparatorlar başa geçmeye başladı. Sonraki iki yüzyıl boyunca değişen
koşullara bağlı olarak imparatorlar da değişiyordu. Yönetim sistemi içinde hiçbir
denge kalmamıştı. Senato önemini kaybetti ve sadece bir paravan olmaya
başladı. Kısa bir denge dönemi için imparatorluk diktatörlük yönetimine dönmüş
ve hatta Caligula gibi bir deli imparatorun eline geçmişti.
Çoğu kişi tarafından sevilmeyen Brütüs ve suikastçı grubu Senato adına
yaptıkları suikastlarıyla işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmeyi
başarmışlardı. Beş yüzyıl sonraki çöküşlerine kadar, imparatorlardan hiçbiri ne
düzenli olarak Senato’ya başvurma, ne de tavsiyelerine uyma ihtiyacı hissetti.
Belki de Caligula, bir zamanların güçlü kurumuna atını tayin ederek en iyi
açıklamayı yapmış oldu.
Ama Sezar’ın seçimi, hatta öldürülüşü bile o zamanlar çok doğru bir fikir gibi
gözükmüştü.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here