Çocukların Gözünden Okulda Yaşam Araştırma Raporu

0
594

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) tarafından yürütülen “Çocukların Gözünden Okulda Yaşam” araştırmasının sonuç raporu ve araştırma bulgularına dayanarak hazırlanan politika önerileri yayımlandı.

2014-2015 eğitim-öğretim döneminde 25 ilde 4, 5 ve 7. sınıflarda okuyan toplam 2.072 çocukla yapılan araştırma, ikili öğretim, eğitim ortamları, sosyal etkinlikler, okulda güven ortamı ve şiddet, akademik başarı ve derse katılım, eğitim ve gelecek algısı başlıklarında çocukların öznel deneyimlerine dayanan bulgular sunuyor.

ERG ve TEGV bu araştırmayla, çocukların okul yaşamına ilişkin deneyimlerini kendi bakış açılarıyla ortaya koyuyor.

Türkiye’de ilköğretim çağındaki çocukların okul deneyimlerine odaklanan sınırlı sayıda çalışma bulunuyor. Özellikle son yıllarda yaşanan politika değişiklikleri göz önüne alındığında, bu gibi değişikliklerin çocukların eğitim deneyimlerini nasıl etkilediğini anlamak ve farklı boyutlarıyla izlemek önem taşıyor. Türkiye’de son yıllarda temel eğitim alanında yaşanan gelişmelerin başında 2012 yılında 6287 sayılı yasayla “4+4+4” olarak bilinen yeni sisteme geçilmesi geliyor. Bu sistemde ilköğretim okulları yerini ilk ve ortaokullara bıraktı; seçmeli derslere ayrılan saatler ve ders seçenekleri artırıldı; ilkokula başlama yaşı düşürüldü ve ortaöğretim zorunlu hale getirildi. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), yeni sistemde okuyan 4, 5 ve 7. sınıf öğrencilerinin deneyimlerini pek çok yönüyle ele alan bir araştırma gerçekleştirdi.

Bu araştırma, “4+4+4” sisteminin değerlendirilmesinden ziyade, “4+4+4” sisteminin oluşturduğu koşullarda eğitim görmekte olan çocukların eğitim deneyimlerine ışık tutmayı amaçlıyor.

Araştırmanın tasarımında, çocukların yaşam koşullarını bütüncül biçimde ele alan “çocuğun iyi olma hali” yaklaşımı referans alındı ve çocukların öznel deneyimleri merkeze konuldu.

25 ilde yürütülen araştırma kapsamında, geniş bir coğrafyada yaşayan çocuklara erişildi. 2013-14 ve 2014-15 eğitim-öğretim yıllarında 4, 5 ve 7. sınıflara devam eden 1.991 öğrenciyle anket; 2014-15 eğitim-öğretim yılında 5 ve 7. sınıflara devam eden 81 öğrenciyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. Araştırmada ele alınan ana başlıklar şöyledir: İkili öğretim, eğitim ortamları, sosyal etkinlikler, seçmeli dersler, okulda güven ortamı ve şiddet, akademik başarı ve derse katılım, eğitim ve gelecek algısı. Okul dönüşümleri, öğrenci sayısındaki artış ve seçmeli derslerin çeşitlenmesi sonucunda ilköğretimde derslik gereksinimi arttı. Mevcut derslik sayısının yeterli olmaması, özellikle yeni sisteme geçilen ilk yıl ikili öğretim uygulanan okulların sayısında artışa neden oldu. 2012’den günümüze derslik sayısı artırıldı ve ikili öğretim uygulanan okulların sayısında yeniden düşüş yaşandı; ancak Türkiye genelinde ilk ve ortaokullarda okuyan çocukların yarısına yakını hala eğitimine sabahçı ya da öğlenci olarak devam ediyor. Araştırmaya katılan çocukların da çok büyük bölümü ikili öğretim uygulanan okullarda öğrencidir.

 

Araştırma bulgularına göre, ikili öğretim uygulanan pek çok okulda dersler çok erken saatte başlıyor ve geç saatte bitiyor; bu durum çocukların beslenmesini de olumsuz etkiliyor. Aynı zamanda ikili öğretim uygulaması, kısa teneffüs süreleri nedeniyle, çocukların okulda temel gereksinimlerini karşılamalarını ve sosyal etkinliklere katılmalarını da olumsuz etkiliyor.

Araştırma, çocukların sağlıklı bir ortamda eğitim görebilmeleri için büyük önem taşıyan temizlik ve ısınma konularında olumsuz deneyimleri olduğuna işaret ediyor. Birçok okulda özellikle tuvaletlerin kirliliğinin yaygın bir sorun olduğu gözlemleniyor. Isınma sorununa ikili öğretim uygulanan okullarda daha sık rastlanıyor. Bunlara ek olarak, hem derslerin işlenişini iyileştirmek hem de çocukların bireysel gelişimlerini desteklemek için önemli olan kütüphane, spor salonu ve bilgisayar odası gibi alanlar birçok okulda yetersiz kalıyor, amacından farklı kullanılabiliyor ve ders saatleri dışında çocukların erişimine kapalı olabiliyor.
Çocukların sosyal ve bireysel gelişimini destekleyecek ders dışı etkinlikler konusunda yetersizlikler bulunuyor. Zaman ve mekan sınırlılığı nedeniyle, kulüp etkinlikleri birçok okulda gerçekleştirilemiyor. Bu durumdan özellikle ikili öğretim uygulanan okullarda okuyan çocuklar ve 5. sınıf öğrencileri olumsuz etkileniyor. Kulüpler kağıt üzerinde kalabiliyor ve verimli işlemeyebiliyor. Sosyal etkinliklerin verimli uygulanamaması sonucunda, çocukların farklı yönlerden gelişimlerini destekleyecek, ilgi alanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini sağlayacak önemli bir konuda ödün verilmiş oluyor.

MEB tarafından seçmeli derslere ilişkin her yıl yayımlanan genelgeler, öğrencilerin ve ailelerin belirli derslere yönlendirilmemesi konusunda okulları uyarsa da çocukların seçmeli derslere ilişkin tercihlerinin sınırlandığı gözlemleniyor.

Seçmeli ders formunu doğrudan öğretmenlerin ve okul idarecilerin doldurduğunu belirten
çocuklara rastlanıyor. Seçmeli ders formunu kendisinin doldurmuş olması da çocuğun istediği dersi almasını kesin olarak sağlamıyor; çocuklar bazı durumlarda seçimlerini sınırlı dersler arasından yapmak zorunda bırakılabiliyorlar.
Araştırmada çocukların öğretmenleri ve akranlarıyla ilişkileri de ele alınıyor. Pek çok çocuğun okulda sorunlarını paylaşabildiği yakın arkadaşları ve öğretmenleri bulunuyor. Bununla birlikte, çocukların hem akranlarıyla hem de öğretmenleriyle ilişkilerinde fiziksel ve sözlü şiddeti de kapsayan ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Sosyoekonomik olarak dezavantajlı durumdaki çocuklar, okulda akran zorbalığına ve öğretmen şiddetine daha fazla maruz kalıyorlar. Araştırmaya katılan çocukların akademik başarılarının sosyoekonomik durumlarıyla ilişkili olduğu görülüyor. Çocuğun öznel başarı algısı ele alındığında, çocukların önemli bölümünün okulda başarılı olmayı öğretmenleri tarafından daha fazla sevilmekle ve önemsenmekle özdeşleştirdiği gözlemleniyor. Bazı okullarda akademik başarıya dayalı ayrımcılık yaşanabildiği gözlemleniyor.

7. sınıfta okuyan çocukların derslere ilgisinin, derslerden keyif alma
durumunun ve okul sevgisinin daha küçük sınıflardaki çocuklara göre düşük
olduğu görülüyor. 7. sınıfa devam eden çocuklar arasında okulu bırakma düşüncesi olanların oranının da daha yüksek olduğu görülüyor

Sonuç olarak bu araştırma, bireysel gelişimlerinin önemli bir döneminde olan 9-12 yaşlarındaki çocukların eğitim deneyimlerine pek çok boyutta ışık tutuyor; eğitim ortamlarının, okul kaynaklarının, okuldaki güven ikliminin, çocukların yapabilirliklerini ne ölçüde desteklediği üzerinde duruyor. Araştırma, çocuğun eğitim yaşantısına ilişkin öznel deneyimine dayalı bulgular sunuyor. Çalışmanın, bu alanda yürütülen başka çalışmalarla birlikte, eğitim sistemindeki eksiklerin giderilmesine ve sorunlara çocuk odaklı çözümler üretilmesine katkıda bulunmasını umuyoruz.

Çocukların gözünden okulda yaşam araştırma raporunun tümünü görüntüleyin…>

Kaynak: Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here